Bir ressam, ressamların en yeteneklisi: Rembrandt

Bir ressam, ressamların en yeteneklisi: Rembrandt

Bir ressam, bence ressamların en yeteneklisi. Kendisi ışığın ve gölgelerin ressamı… Bir ressam, ressamların en yeteneklisi: Rembrandt. Fotoğrafın daha icat edilmediği zamanlarda çizdiği resimlerle adeta fotoğraf çekmiş bir sanatçı. Rembrandt denince akla resimde ışık gölge sanatı akla geliyor, ressam ışık ve gölgeyi özel bir tarzla ifadenin bir vasıtası olarak kullanıyordu. Onun en çok ilgisini çeken insanların iç gerilimini, iç dünyasını yaşadığı ızdırabın kişide meydana getirdiği psikolojik yapısını tasvir etmekti.

Amsterdam dünyada, yeryüzünde insan başına en çok müze düşen ülke olarak bilinir. Nüfus 15 milyon, müze sayısı 700’ün üzerinde. Bu kent gölgelerin ressamı Rembrandt’ın hayatına ev sahipliği yapmış. Bir fırça darbesiyle ışık ve gölgeyi başka kimsenin anlatamayacağı bir biçimde anlatan bir ressamı, bu ressamın karanlık tablolarından süzülen ışık oyunlarını anlatacağım.

Bir ressam, ressamların en yeteneklisi: Rembrandt

Dünya sanat tarihine adını altın harflerle yazdıran Rembrandt Harmenszoon  van Rijn,15 Temmuz 1606 Hollanda’da bir değirmencinin 8 çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Ailenin durumu iyiydi ve Rembrandt Leiden’daki Latin okuluna gönderildi. İyi bir eğitim alan Rembrandt burada atölye çalışmalarına başladı.

Ama hayalinde ticaret ve sanatın kenti Amsterdama’a gitmek vardı.1632 yılında babasını kaybedince soluğu Amsterdam’da aldı ve gelecek vaat eden bir ressam olarak hocalarını bütün ısrarlarına rağmen Rönesans’ın merkezi olan İtalya ya da Fransa’ya gitmedi.

Rembrandt’ın yaşamıyla modern kapitalizmin öncüsü Amsterdam’ın öyküsü arasında sıkı bir bağ var. Amsterdam’ın kayıtlarında Rembrandt Amsterdamlı bir tüccar diye geçiyor. O yıllarda 17. yüzyılda herkes tüccardı. Kentteki yaşam sanatı da etkiliyordu. Küçük kanallar diğer ülkelerden gelen malların şehre taşınması içindi.

Hatta Descartes,” Bu kentte benden başka herkes ticaretle uğraşıyor, hayatımın geri kalanını burada kimse tarafından fark edilmeden özgürce yaşabilirim” diye tarif ediyordu.

Tüccar sınıfının yükselmesi bu insanların kendilerini ölümsüz kılmak istemeleri portre ressamlığını yaygınlaştırdı. Fotoğrafın daha icat olmadığı zamanlarda şehrin ileri gelenleri torunlarına portre bırakmak istediklerine ressamlara poz veriyorlardı.

Amsterdam’a geldikten sonra uzun süre porte ressamlığı yapan ve kendini sanat çevrelerine kabul ettirmek için bir çıkış yolu arayan Rembrandt sonunda çıkış yolunu bir kadında buldu.

22 Temmuz 1634’te seçkin bir aileden gelen Saskia van Uylenburgh ile evlendi. Bu evlilik sosyal statüsünde belirli bir yükselme getirdi. Eşi resimlerinin baş modeli eşi oldu. Ancak özel hayatında mutluluğu bir türlü yakalayamıyordu. 3 çocuğu olmuş ve üçü de doğumdan sonra ölmüştü.

Dördüncü çocuğu Titus hayata tutunmayı başardı ancak eşi  4 doğuma dayanamayarak verem olup öldü ve Rembrandt da küçük bir çocukla baş başa kaldı. Kısa bir süre ressamın adı resimleriyle değil, yasak aşklarıyla gündeme gelmeye başladı.

1940’ların sonuna doğru Rembrandt, 1947’de evine kahya olarak giren Hendrickje Stoffels ile bir ilişkiye başlar ki evli bir çift gibi yaşayan çiftin 1954yılında adını Cornelia koydukları bir kızları olur Günahkar olduğu iddiasıyla Stoffels kiliseden aforoz edilse de çift ilişkilerini sürdürdüler.

Rembrandt sanat tarihi içinde en çok  otoporte üreten sanatçıdır. Portreyi insanın psikolojik durumunu yansıtmak için yapar. Rembrandt aynada kendini görür ve kendi iç psikolojisini kendi çok iyi bilmektedir.

Rembrandt evliliğinde yaşadığı şaşalı hayatı saymazsak hayatı boyunca hep para sıkıntısı çekmiş bir ressamdı. Gece Devriyesi, Anatomi Dersi, Kumaşçı Loncaları” gibi eserlere imza attı ama eşinin ölümünden sonra toparlanamadı.

Rembrandt’ın portelerinin yanı sıra grup resimlerindeki başarısı da tartışılmazdı. En iyi örnek Gece Devriyesi, bir diğeri de Anatomi Dersi tablosu. Resmin sanat tarihi açısından önemi portre resmi geleneği belli bir yatay oluştururken bu resimde sanatçı tamamen piramidal bir kompozisyon oluşturuyor. Otopsi meselesinin bedenden değil, koldan başlaması. Ve resimdeki derinlik otopsi sırasındaki konsantrasyon derinlik meselidir.

Bir ressam, ressamların en yeteneklisi: Rembrandt

Rembrant Amsterdam’a gelirken Gece Devriyesi’ni yapmayı çok arzu ediyordu. Gece nöbeti öyküsünün oldukça dramatik, gece nöbeti yapıldığı evinden rulo yapılarak sergileneceği yere götürüldüğünde bu resmi ısmarlayanlar resmi hiç beğenmediler. Bir hiyerarşi istiyorlardı. Herkesin portresini yüceltilmiş olarak gözükmesini istiyorlardı. Rembrandt böyle bir eşitlik kavramı uygulamadı. Çünkü Rembrant. Barok sanatının zirvesine çıkmak istiyordu.

330 kg. ağırlığındaki “Gece Devriyesi” tablosu kentin eşrafı ve soylularının bir kutlama anlayışının resme yansıtılması projesi. Rembrandt tuval üzerine farklı figürler yerleştiriyor amacı tek bir tip görüntüden uzaklaşmak ve çoklu bir derinlik yaratmak. Rembrandt Gece Devriyesi tablosunda ilk kez gölge ve ışık tekniği kullanarak bir kompozisyon yaratmıştır.

Soylulukla yaşam arasında bir bağlantı kurar. Resim sergilenmeye yere gittiğinde duvara sığmadığı için yanları kesilir. Gece Devriyesi’ni bir başyapıt haline gelmesinin sebebi sanatçının kendi istediğini yaratmasının olağanüstü öyküsüdür.

Çocuğunun dadısı ile yaşadığı yasak aşk nedeniyle toplumdan dışlandı, öğrenci ve dostları tarafından terk edildi. Mali durumunu zar zor dengeliyordu. Müşterilerinin resimleri geri çevirmeye başlamaları ve paralarını geri istemeleri ekonomik durumunu çökertti ve 1658 yılında tüm özel koleksiyonu ve evi satıldı.

1660 yılında Hendrickje, Titus ile birlikte iş kurar, Rembrandt’ı da işe almış böylece onu alacaklılarından korumuştur. Bundan üç yıl sonra, 1663’de vefat eden Hendrickje Stoffels Westerkerk’e gömülür. Bu ölümü beş yıl sonra, 1668’de Titus’un ölümü takip eder. Kısa bir süre sonra, 4 Ekim 16699’da da Rembrandt vefat eder. Amsterdam’da vefat eden Rembrandt 8 Ekim’de, Westerkerk’te bilinmeyen bir mezara gömülür.

O yıllarda hiç kimse Rembrandt’ı Amsterdam’ı dünyaya tanıtan sanatçı olacağını düşünemezdi. Rembrant’ın dramatik öyküsü yapıtlarının yaşamasına kaynaklık eder, bu dramatik hayat onun sanatını besler, sanatçının sınırlarını aşmaya ve yeni bir dil üretmeye doğru kışkırtır Ve son noktası burada bitmiyor.

Rembrandt yapıtlarıyla yüzyıllara doğru yolculuk yapacak ve gelecek kuşakları etkilemeye devam edecek. Rembrandt resimlerinde göstermeyi amaç edindiği iç dünyayı ifade etmek için hiçbir zaman büyük jestlere ihtiyaç duymadı. Onun resimleri yapmacık değil, samimiydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.