O iyi görünümlü bir adam değildi, garip dişler…

Jacques Brel
Jacques Brel

Büyük bir dünyadır Jacques Brel. İçinde dolaşmakla değil, uzaktan bakmakla anlaşılır. Şarkılarında sürekli keşfettirir, sıkmaz…tünelin sonundaki ışık gibidir Brel, yaklaştıkça uzaklaşır, aydınlığı ancak dışarıdan bakanlar görebilir. Brel’le arkadaş, akraba olmak için onu dinlemek ama gerçekten dinlemek gerekir. Brel dinlenmez, yaşanır.

Bir röportajında kendisini çirkin olarak tanımlamıştır ve eklemiştir ardından “şükrediyorum Tanrıya beni böyle çirkin yarattığı için, bu sayede Jacques Brel bugünlere geldi.”

Jacques Brel kederi anlatır. Tek kelime Fransızca bilmeseniz bile ne dediğini anlayabileceğiniz yegane şantörlerdendir. Şarkıyı hissetmek, yaşamak, şarkıyı hissettirme, yaşatmak budur..

Brel ailesi Fransızca konuşmasına rağmen, aslen Flaman soyundan gelir. Katolik hümanist organizasyon Franche Cordée’de şarkı söylemeye başladı, orada tanıştığı Thérèse Michielsen (Miche) ile 1950’de evlendi. Fransız olmadığı halde tüm zamanların Fransızca müzik yapan en iyi sanatçılarından biri olarak gösterilir. 1970 yılında Amerika’da çıkan yeni ozanlar yeni müzik adlı kitap bir tür meşrutiyet belgesiydi.

Müziğin gençlik çılgınlıklarından ibaret olmadığını 60’lı yılların bitmesiyle geride kalanların gelip geçici bir popüler sevda olmadığını dünya edebiyatına katkı olduğunu tescilliyordu. Bu edebiyat seçkisinin farkı içinde yer alan tüm şiirlerin aslında birer şarkı sözü olmasıydı.

Leonard Cohen, John Lenon, Nina Simone, Paul Mccartney birer müzisyendi ama artık şair olarak da anılacaklardı ve onların arasında anglosakson kültüründen olmayan tek bir isim vardı, Jacques Brel. Brüksel’de geçen insanlara sorulsa Belçika ile kimi eşleştirirsiniz,  bilirsiniz diye Jacques Brel telaffuz edilecektir.

Jacques Brel ikici dünya savaşının en önemli şairi mi en önemli şarkıcısı mı en önemli müzisyeni mi? Belki hepsi birden, bu adamın ne me quitte pas adlı parçası çağın lirik unutulmaz parçasıdır.

Jacques Brel’i Jacques Brel yapan şey Brüksel’le ilgiliyse 3 şey demek:

İlki, inanılmaz bir hayat enerjisi, şiirinde müziğinde dışa vuran o hayat enerjisi. İkincisi, sıradan insanı, sokaktaki insanı sokağı alabildiğine tutması, sıradan düşünceleriyle o sokağın dışa yansıtması. Üçüncüsü, mükemmel protest dili, protest duruşu.

Jacques Brel Fransızca şarkılarıyla bilinen söz yazarı, aktör, şarkıcı,  yönetmen ve şarkıcı olarak sadece Manş’ı değil, koskoca okyanusu bile aşan tek Belçikalıydı. 1929’da doğdu hayatının büyük bir bölümü Paris’te geçti ama o klişeleşmiş, o elit Parislilerden hiçbir zaman olmadı. Onu Olympia müzikalinin koca sahnesinde harikalar yaratırken de görmek mümkündü, bohem hayatın salaş kahvelerinde de.

Babasının karton fabrikasında çalışarak atıldığı hayatı bir ikon haline geleceğine dair bir ipucu vermiyordu. Şarkı söylemeye bir Katolik cemiyetinde başladı. Böyle bir gelecek vaat ettiği söylenemezdi. Paris’e yerleştiğinde kabarelerde çalışmaya başladığında Paris’te ünlü bir Belçikalı olacağını söyleselerdi muhtemelen güler geçerdi.

Sanatta 60’lı yıllarda iki önemli olgu ön plana çıkıyordu. Bunların ilki aynı 16. yüzyılda olduğu gibi kadın ve erkeği estetiğin hakimiyetine eşdeğer konuma taşıyan yeni bir Rönesans’ın yaşanmasıydı. Farklı yetenekleri kişiliğinde toplayan Brel bu dönemin Rönesans adamı tanımlamasına uyduğunu hemen gösterdi.

İkinci olgu ise akademik dünyanın sokaktan doğan genç yaratıcılığa kulak kabartması oldu. Böylece yüksek değerler, inançlar ve ahlaklar ve otoritenin yaşam biçimi sorgulanır oldu. Brel’deki değişim de ailesini Katolik humanismini ve Fransız chanson geleneğini terk etmesi olarak ortaya çıktı.

İlk önemli çıkışını 1957 yılında yapacaktır. İlk bilinen şarkısı anti militarist bir şarkıdır. Cezayir savaşı ortamında yazılmıştır ve 1965’te Vietnam karşıtı gösterilerde ABD’ de sembol şarkı olarak kullanılacaktır. Jacques Brel’in sesi okyanusun karşısından da çok iyi duyuldu Vietnam karşıtı konserlerin iki kez konuğu oldu. Ve New York’ta tek kelime Fransızca bilmeyenlerin tüylerini diken diken etti.

Hatta New York’ta broadway’de onun adını taşıyan Jacques Brel hayatta iyi ve Pariste yaşıyor adlı bir müzikal bile yapıldı. 1978’de akciğer kanserinden ölmüş, Marquesas Adaları’nda Calvary mezarlığına gömülmüştür. Birkaç metre ötesinde ünlü ressam Paul Gauguin yatmaktadır

Jacques Brel’in röportajından bir alıntı:

Aptallık korkunç bir şey, dünyanın en kötü şeyi cadılık gibi… Kötü insan yok,  aptallar var. Bu onların hatası değil. Bir de korkaklar var. Bu da onların suçu değil. Bunu ben değil, filozof söylüyor. Aptal insanları sevmiyorum çünkü aptallık tembelliktir, aptal insan yaşar ve bu bana yeter der. Sabah yeterince bilmiyorum, yeterince göremedim diye kalkmaz, bunlar için savaşmaz.

Siz hiçbir bir şarkıyı dinlerken içinize kadar işlediğini hissetiniz mi? Ben onu her dinlediğimde içime kazınmaya devam ediyor, hatta kazınmıyor içime oturuyor. Görüntüsü mafya babası gibi ama şarkı söylerken salya sümük ağlıyor. İşte o ölümsüz Jacques Brel…

O iyi görünümlü bir adam değildi, garip dişler, güzel olmayan bir yüz ama sahnede büyüleyiciydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.