Yoksa gördüğünüz sadece bir Fransız garsonu mu?

Yoksa gördüğünüz sadece bir Fransız garsonu mu?

Jean Paul Sartre 1905 yılında Paris’te Burjuva bir ailede doğmuş ünlü bir Fransız yazar ve düşünür. Yoksa gördüğünüz sadece bir Fransız garsonu mu? Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl’a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur.

O, her şeyden önce bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur.

20.yüzyılın entelektüeli denir bir taraftan, Sartre Paris entelektüeli, burjuvaziye karşı olan bütün yaşam biçimlerini varoluşçu felsefesiyle bağdaştıran aynı zamanda 20. yüzyılın anahtar olaylarında bir aydın figürü. İktidar alanlarına, tüm kurumlara, burjuva kurallarına karşı saygı duymaz.

Yoksa gördüğünüz sadece bir Fransız garsonu mu?

1928’de Simone de Beauvoir’la tanışır. O dönemde Simone de Beauvoir ile birlikteliği bu kadar eşit bir çift olması kadın erkek ilişkilerinde ideal model olur Felsefe imtihanlarında tanışırlar. Hiç evlenmediler ama bu ilişki sonuna kadar da devam etti.

Jean Paul Sartre bir üniversite, bir okulla özdeş değil çünkü aydın kişiliği o dönemdeki karşıt kültürü yaratan entelektüel olarak aslında kendisini üniversite, okul gibi kurumlar içinde değil, sokakta yeni bir kent kültürü içinde bir bohem yaşamı içinde şekillendiriyor.

Jean Paul Sartre’e göre özgürlük kendi içimizde bir tansiyondur, bölümmedir, özgürlüğün getirdiği sorumluluklar var.

Kahve yaşamlarındaki gözlediği garson figüründen yola çıkar. Çünkü onu edebiyatçı titizliğiyle bir garsonun hayatını o jestlerindeki o tamamen öğrenilmişliği hakim olma durumunu tepsisindeki zor dengeyi, bütün bunu anlatırken o bireyden yola çıkarak özgürlüğün ne olduğunu nasıl toplumsal rollerle nasıl git geller olduğunu arayış olduğunu bunu anlatır.

«..Hareketleri canlı ve kararlı, biraz fazla emin kendinden, biraz fazla hızlı, müşterilere doğru attığı adımlar biraz fazla kesin. Masaya eğilirken biraz fazla aceleci, sesinin tonu ve bakışları ile abartılı bir alaka gösteriyor müşterinin siparişine… Ah! İşte geri geliyor, bir robotu taklit eder gibi, elindeki tepsiyi tutuşu ip cambazlarını hatırlatıyor. Rol yapıyor sanki. Ama ne rolü yapıyor? Fazla incelemeye gerek yok, garson rolü oynuyor… » (Varlık ve Hiç)

Varlık ve Hiç’teki ateist ahlak teorisinin kalbi sayılabilir bu bir kaç satır. Adeta varoluş ile iyi-oluş arasında bir köprü kurmaya çalışıyor.

Sartre’a göre garson ve elindeki tepsi aynı şekilde “var” değiller. Tepsi-Eşya göründüğü gibi. Herkes için her an aynı. Ama garson ve insan bir rol oynuyor. Garsonmuş gibi yapıyor. Oysa evine dönerken metroda veya evde çocuklarıyla böyle değil. Başkalarının gözünde “geçerli” olan rolüne eşitlenmiş, indirgenmiş vaziyette. Garsonluk yapmak ile  garson olmak arasındaki fark büyük. Sartre’ın başarıyla yakaladığı bir ayrım var burada. Varlık ve Ahlak. Var olmak ve iyi olmak…

Erken yaşta kaybettiği babası asker, amcası mühendis, annesi ünlü hümanist düşünürdü. 10 yaşına kadar büyükbabasının etkisinde büyüde. Geniş aile kitaplığı sayesinde edebiyata ilgi duygu arkadaşlarıyla oynamak yerine hep kitap okumayı tercih etti.

O fikirlerini hayranlık uyandıran edebi eserlerle bireyi kendi kendisiyle karşı karşıya bırakan tiyatro oyunlarıyla düşüncelerini eyleme dönüştüren bir aktivist olarak da herkesten farklı bir düşünür portesi çizdi.

İnsanın kökten özgürlüğünü savunması, toplumsal olaylardaki haksızlıklara isyanı ve bireyin kendisini bulmak için bütün toplumsal kurumları reddetme önerisi yaşadığı dönemde fikirlerinin büyük bir yankı uyandırmasına neden oldu.

Yaşadığı toplumun içinde bulunduğu koşullarda bir aydın olarak yapması gerekenleri sorgulayan Sartre insanlığı bilinçlendirme çabasındaydı. Savaş olgusundan yararlanarak varlık ve yokluğun nasıl olması gerektiğini ortaya koymaya çalışıyordu. Savaşın yol açtığı yıkıma karşın önce bireyin sonra da bireyler aracılığıyla toplumun özgürleşmesi sonucuna varmıştı. Her fırsatta komünist olduğunu dile getiren Sartre komünizmden uzak kalmayı da ihmal etmiyordu. Komünizme prensipte yakınlık duyuyordu.

Sartre yaşamı boyunca edebiyat tarihinin en çok konuşulan ve hakkında en çok yazılan yazarlardan biri oldu. Savaş yılları onun için aynı ünlü kitabının ismi gibi varlık ve hiçlik içinde geçti.

Esir düştü, hapis yattı, direnişe katıldı sosyalizmin sözcülerinden biri oldu. 40’lı yıllar en etkili eserlerinin verdiği dönem oldu. 1945 yıkımın ve acıların son bulduğu yıl. Sartre Le figaro gazetesi için bir yazı dizisi hazırlamak için Amerika’ya gittiğinde Almanya’ya adeta direnişin lideri gibi karşılandı sadece Fransa da değil tüm dünya da okunan bir yazar olacaktı.

1964 yılında verilen Nobel Ödülünü geri çevirdi. Böylesine bir ödülün yapıtlarına zarar vereceği düşünüyordu.

70li yıllar boyunca dünyanın gündeminde ne varsa Sartre’ın da o konuda söyleyeceği, yazacağı bir şeyler oldu. Suikast girişimine uğrama pahasına görüşlerini söylemekten vazgeçmedi. Hayatı boyunca ona önerilen bütün onursal ödülleri reddetti ama 1976 yılında Kudüs Üniversitesi’nin fahri doktora payesini kabul etti, sebebi yine politikti. Bu payeyi dostluğu olduğu İsrail ile haklarını savunduğu Filistin arasında barışçıl  bir ilişki kurabilmek için kabul ettiğini söyledi. İki kültürün barış içinde yaşaması için kabul etti. Konusu hep barış arayışıydı.

Sartre ne bir öğretmen ne de sosyologtu, hiçbir tez yazmadı lise mezunuydu. Yazdığı felsefi romanlar, eleştiriler denemelerle çok önemli bir figür ve etkili bir yayın yönetmeni oldu.

Entelektüel onu ilgilendirmez gibi görünen her şeye karışandır. Sartre’ın nasıl bir vizyoner olduğu gözden kaçırılıyor.  Kaynağı üniversiteden değil, sokaktan gelen entelektüeli  yansıttı.

“İnsanın özgürlüğü kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir.”

Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre’ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavir sergileyebilmiştir.

Bu bakımdan Sartre için, “çağının tanığı ve vicdanı” diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre’ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır da. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır.

Sartre’ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır.

Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980’de Paris’te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı.

Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülmesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre’ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir.

Bu bakımdan Sartre için “çağının tanığı ve vicdanı” diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre’ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır da. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır.

Sartre’ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır.

Bu anlamda Sartre’ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre’ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski’nin   sözünü onaylar niteliktedir; “her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur”. Bu söz Sartre’ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda Aydının tavrının da iyi bir açıklanması gibidir (http://tr.wikipedia.org/wiki/JeanPaul_Sartre#Varolu.C5.9F.C3.A7u_Marksizm)

“Hayatta en büyük tembellik, insanın istediği şeyi yapmasıdır” Sartre

1 thought on “Yoksa gördüğünüz sadece bir Fransız garsonu mu?

    Recep Altun

    (19/03/2015 - 18:12)

    Merhabalar.

    Fırsat buldukça paylaşımlarınızı okuyarak yorumda bulunmaya çalışacağım. Ancak, ziyaret ve yorumlarımın aniden kesilmesi sakın sizi üzmesin. Bilin ki, internetim sakata gelmiştir. Sizin kadar okuyup yazamıyorum ama, okuyanı da yazanıda çok severim. Çünkü okuyup yazandan zarar gelmez.

    Daha önceki postlarınıza bakamadım ama, herhalde hep Avrupalı aydınlardan okuyup yazıyorsunuz. Sakın bunu bir eleştiri olarak almayın, ben sadece şu anda gördüğüm kadarının resmini çizmeye çalışıyorum.

    Paylaşımlarınızın çok güzel, yararlı ve faydalı olduğunu itiraf etmeliyim. Bizler zaten okuma özürlü bir milletiz. Hiç olmazsa kısa kısa da olsa bloglarda paylaşılanları bari okuyalım. Öyle değil mi?..

    Ben aslında Google’nin Blogspot platformundaki bloglarda yazıp çiziyorum. Blog adresim: “http://degirmendenmektupvar.blogspot.com” Burada arkadaş grubumuz çok yüksek. Eğer bu platformla ilgili hiç bir bilginiz yoksa, bir kerecik ziyaret etmenizi öneririm.

    Selam ve dualarımla birlikte güzeller Güzeli’ne emanet olun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.