Piyanonun Şairi: Frederic Chopin

Piyanonun Şairi: Frederic Chopin

Frederic Chopin benim için eve varmaktır, evde olmaktır… Chopin havalar soğumaya başlayınca birden en iyi arkadaşım oluverir. İçimin huzurla dolmasına yardımcı olur. Nocturne’larını yağmurlu bir günde dinlemek insanı her zaman hüzünlendirir. Chopin’in “piyanoca” konuştuğu söylenir. Besteleri naif, kibar ve narindir.

İki yüzyıl sonra bugün bile büyüsünden hiçbir şey kaybetmemiş, kendine özgü bir sanat yaratmış, insan duygularını ve heyecanlarını müzikle anlatmış ünlü bir piyanist besteci…Polonya tam 200 yıldır Chopin’le yaşıyor. Kısacık bir ömür… 40’ına varmadan hayatı son bulmuş, hastalıklarla, savaşla, aşkla, müzikle dolu inişlerle çıkışlarla bir hayat hikayesi…

Piyanonun Şairi: Frederic Chopin

Frederic Chopin 1 Mart 1810’de Polonya’da doğdu. Babası Fransız, annesi Polonyalı. Ömrünün büyük kısmını şöhretini kazandığı Paris’te geçirmesine ve klasik müzik literatüründe Fransız ismiyle anılmasına rağmen gönlü her zaman o dönem Rus işgali altındaki vatanı Polonya’da olmuştur.

Dünyada en fazla çalındığı halde en az anlaşılan bestecilerden biridir Chopin. Genç yaşında bir usta olarak kabul edilen romantik dönemin en önemli temsilcisi. En bilinen cenaze marşının bestecisi olduğu halde bir sevinç bestecisidir.

Yurdundan ayrılırken yanında bir kap vatan toprağı götüren ve ben ölünce kalbimi Polonya’ya gömün diyecek kadar ülkesine aşık bir piyanist.

Chopin sadece piyano için müzik yapmış bir besteci. Chopin ilk piyano dersini ablası Ludvika’dan aldı. Eğitimini evde alıyordu ancak yeteneği çevresi tarafından fark edilip parmakla gösterilmeye başlanmıştı. Beethoven ve Mozart’la kıyaslanıyordu.

Kuzeyden bir yıldız doğuyordu. Chopin ilk konserini 8 yaşında verdi. 11 yaşında 1. Rus Çarı Aleksandr’ın huzurunda çaldı. O yaşta bir devlet büyüğünün karşısına çıkmak için hem yetenek hem zeka hem de cesaret gerekiyordu. Gözlem ve taslak çıkarmakta benzersizdi.

Neşeli ve mutlu bir çocuktu. Chopin 15 yaşına kadar evde eğitim aldı. Ama buna rağmen 1825’te bir performansıyla Varşova’nın en iyi piyanisti seçildi.

Varşova sadece Polonya’nın başkenti değil, Chopin’in de başkenti. Chopin 19 yaşında Viyana’da ilk konserini verdi. Bu genç delikanlı farklı bir teknik ve duyguyla sanat çevresinin ilgisini çekiyordu. Polonya işgal edilince ülkesine dönmek istedi. Ancak arkadaşları ve ailesi Polonya’nın bağımsızlık savaşını savaşarak değil, eserleriyle vermesine inanıyorlardı.

Chopin scherzo ve Revolutionary Etütlerini besteledi. O piyanonun şairi ve romantik dönemin en büyük temsilcisi.

Chopin’in konserlerinde son durağı Paris oldu. Ondan ders almak, onunla tanışabilmek için herkes birbiriyle yarışıyordu. Kadınların başını döndürüyor, erkekleri kıskandırıyordu.

Pek halka çalmıyordu, sadece senede 1 kez 300 kişilik konserler veriyordu ve daha çok salonlarda. Entelektüel, aristokratlara, sanatçılara ve edebiyatçılara çalıyordu. Sürekli ders verdiği halde iyi para kazanıyor ama elinde pek bir şey kalmıyordu.

Süslü giysiler, faytonlar onun zengin sınıfında küçük düşmemek için kendince gerekli harcamalardı.Ve parasını sürekli bu anlamsız gösteriş için harcıyordu. Hayatı gibi kişiliği de ikiye bölünmüştü. Kibar ortamlarda oraya aitmiş gibi kendini zorladı.

Ünlü bestesi Polonez fantezi sanki Chopin’in leh kökenlerinden kopuşunu, bunu önlemek için verdiği çabayı zamanla gerçek leh hüviyetinden uzaklaşmasını, bu sorunun onda saplantı haline gelmesini anlatıyor.

Paris’te yurt özlemi çeken Chopin imdadına aşk yetişir. Hayatına pek çok kadın giren ve onlara beste yapan Chopin’in aşk hayatından bahsederken sadece George Sand’dan bahsetmek yeterli olur.

Chopin, George Sand ile Paris’te yakın dostu Lizst sayesinde tanışmıştı. Yazar olan George evli ve çocukluydu ne var ki Chopin’in cazibesine o da kapılmıştı. Üstelik ünlü ama hasta bir adamdı, tüberküloz’a yakalanmıştı.

İki sevgili çocukları da yanlarına alarak hem de Chopin’in hastalığına iyi gelir düşüncesiyle Mayorka’ya gitti. Ancak ne yazık ki o kış yağmurlu ve soğuk bir kış geçti, Chopin’in iyice hastalanmasına neden oldu.

Chopin ölümün kendisine iyice yaklaştığını hissetti. Bu zor günlerin tek karlı yanı ise acı çeken bestecinin en güzel bestelerini prelude’lere bu sığındıkları manastırda bestelemesiydi.

Chopin her türlü gösterişten uzaklaşan ilk besteci oldu. Chopin’i yorumlamak kolay değildi. Müzikologlara göre diğer bestecilere öyle ya da böyle yorumlanabilir güzelliklerini biraz bozsanız da anlamlarını saptıramazsanız ama sadece Chopin’e ihanet edilir.

Chopin 12 Şubat 1848 akşamı sanat yaşamının en büyük konserlerinden birini verdi. Paris onu son kez alkışladı.

Sanatının doruğundaydı ama son günlerini yaşadığının farkındaydı. Cenaze töreninde Mozart’ın Requiem’inin çalınmasını istemiş, bitmemiş eserlerinin hepsinin imha edilmesini ve yayımlanmamasını yakılıp ortadan kaldırılmasını vasiyet etti ve bir de kalbinin Polonya’ya gömülmesini.

Ancak bu sözü yerine getirilmedi. Bitmemiş eserleri arasında bugün hayranlıkla dinlenen pek çok çalışması bulunur.

17 ekim 1849 günü 40’ını göremeden gözlerini hayata kapadı. Vasiyeti yerine getirildi. Bedeni Paris’te gömülü, kalbi ise Polonya’da… İkinci Dünya Savaşı’nda kalbin bulunduğu müze bombalanınca, isteği tam anlamıyla gerçekleşti. Büyük bestecinin kalbi kül olup, memleketinin toprağına karıştı.

En iyi eserleri olarak Etude Revolutionaire (Devrimci Etüd), Fantasie İmpromptus, Nocturne No.20 ve Cenaze Marşı (2. Piyano Sonatı) gösterilebilir. Besteciliğinin yanında Lizst’den sonra belki de gelmiş geçmiş en iyi virtüözdür.

Chopin, çalış tekniği olarak Mozartçı geleneği devam ettirmiş,  piyanonun kullanım imkanlarının gelişimine katkıda bulunmuştur.
Varşova’da  sokaklarda bulunan banklara oturursanız Chopin çaldığını görürsünüz.

Chopin’in yeni bir fikri aristokrasisinin temsilcisi olarak gören Schumann genç besteciyi sonsuz takdir ifade eden şu sözlerle alenen selamlıyordu: “Şapkalarınızı çıkarın baylar, bir dahi geliyor. Şair olmak için kocaman ciltler doldurmak gerekmez; bir iki şiirle bu ünvana layık olabilirsin. Chopin de böyle şiirler yazmıştır”.

Impromptu (1991) isimli film kendisi ile George Sand’ın  tanışmasını konu almaktadır. Filmde Chopin’i BAFTA ve Altın Küre ödüllü aktör Hugh Grant canlandırmıştır. Filmde Judy Davis ve Emma Thompson da rol almıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.