Doktorlar sanat tarihinin iki ünlü tablosunda hastalık teşhis etti

christinasworld

Doktorlar, Joseph Wright of Derby (1768) ve Andrew Wyeth’in (1948) tablolarındaki figürlerin görünümlerinden hastalıklarını teşhis etti.

Cerrah Hutan Ashrafian ve pediatrik nörolog Marc Patterson iki ünlü tablodan yola çıkarak resimlerdeki modellerin medikal durumlarını tanımladı.

Sanatçılar en iyi anatomi öğrencilerindendir. Leonardo Da Vinci’nin Vitruvius Adamı, Albrecht Durer’in Dua Eden Eller veya Michelangelo’nun çok sayıda anatomi taslakları gibi detay içeren klasikler akla gelen ilk örneklerdendir. Aslında pek çok resim ustasının anatomik detayları çok iyidir ki, bundan yola çıkarak bazı doktorlar “tuval teşhisi” olarak bilinen hobiyle uğraşırlar ve resimlerdeki modellerin sıkıntı veren medikal durumlarını tanımlarlar.

Discovery News’ten Rosella Lorenzi’nin haberine göre; Imperial College London’da cerrah olan Hutan Ashrafian, Clinical Rheumatology Dergisi’ndeki makalesinde, 18. yüzyıl İngiliz ressamlarından Joseph Wright of Derby tarafından 1768’de yapılan “Hava pompası içindeki bir kuş üzerinde bir deney” (An Experiment on a Bird in the Air Pump) adlı tablosundaki bir figürde, nadir bir cilt hastalığının tasvirini tanımlamış.

an_experiment_on_a_bird

Vakumun özelliklerini göstermek için, içinde papağan olan fanusun haznesinden dışarı hava pompalayan bir bilim insanı ile onu izleyenlerin betimlendiği bu tablo Aydınlanma Dönemi’nin başyapıtlarından biri olarak değerlendiriliyor. Tabloda, bilim insanının sağ tarafında ayakta duran kişinin yüzünde ve ellerinde açıkça kötü görünümlü, pürtüklü döküntüler görülüyor.

Ashrafian, tabloya daha dikkatli bakıldığında, iki kızına sarılmış baba karakterinin, hem iskelet kaslarını, hem de cildi etkileyen bir eflamatuar hastalık olan dermatomiyozit ile bire bir uyuşan cilt döküntüsü olduğunun açıkça görüldüğünü vurguluyor. Baba’nın ellerindeki döküntüleri de Gottron papülleri (Gottron’s Papules) olarak bilinen hastalık belirtilerinden olarak yorumluyor. Ashrafian’ın değerlendirmesine göre Wright, bilim insanlarının dermatomiyoziti 1891’de tanımlamalarından uzun süre önce bu hastalığı kayıt altına almış oldu. Bir cerrah olan Ashrafian, hastalığın tasvirinin tabloda çok açık ve kesin olduğunu, portresi yapılan baba karakterinde de altta yatan hastalığın gerçek mevcudiyetinin yansıtılmış olması gerektiğini belirtiyor.

Bu ayın başlarında, Mayo Clinic’ten pediatrik nörolog Marc Patterson da resimden hastalık teşhis eden bir başka doktor oldu. Andrew Wyeth’in 1948 tarihli “Christina’nın Dünyası” (Christina’s World) adlı tablosunda, Patterson, resmin merkezindeki figürün sıkıntılı pozisyonuna neden olan hastalığa dikkat çekti.
Maine köyünden ressam Wyeth’in komşusu olan bu figür, yani Christina Olson, bilinmeyen bir hastalıktan muzdaripti ve yavaş yavaş yürüme becerisini kaybetti. O zamanlarda, bölge halkı kızın çocuk felci olduğuna inanıyordu, fakat ne yazık ki, kızın hastalığı ölümünden önce teşhis edilemedi.

Live Science’den Christopher Wanjek konuyla ilgili yazısında Olson’un 1893’te, çocuk felcinin Amerika’yı vurduğu büyük ölçekli salgından önce doğduğunu belirtiyor. Olson 3 yaşına geldiğinde, ayaklarının dış kenarında yürüyormuş. Yaşı ilerledikçe bacakları giderek güç kaybetmeye başlamış ve 20 yaşındayken bacaklarındaki hissi de kaybederek hareketsiz hale gelmiş. 50 yaşına geldiğinde ise, iddialara göre sobanın yanında uyuyakaldığında fark etmeden kendini yakmış.

Pediatrik nörolog olan Patterson, Wanjek’le görüşmesinde eldeki tüm verilerin çocuk felcine aykırı bir tablo çizdiğini söylüyor. Çocuk felci, Olson’daki deneyimin aksine, hastalığın başlangıcında çok kötü bir eğilim gösteriyor ve zaman geçtikçe ilerliyor. Bunun yerine Patterson, Olson’un dünya çapında 2.8 milyon kişide görülen, hem hareket hem de duyu sinirlerini etkileyen ve periferik sinirlerdeki kalıtsal bir hastalık olan Charcot-Marie-Tooth hastalığından muzdarip olduğuna inanıyor.

SADECE MODELLERE DEĞİL, SANATÇILARA DA TEŞHİS KONULUYOR

Bir bakıma eğlenceli detektiflik işi gibi görünen bu uğraş, aynı zamanda ciddi bir amaca hizmet ediyor. The Wall Street Journal’dan Amy Dockser Marcus’un haberine göre, Harvard ve Yale’in de dahil olduğu bazı tıp okulları, doktorların detaylar karşında dikkatlerini geliştirmelerine yardımcı olması için ünlü resimlerde teşhis edilen hastalıklar üzerinden öğrencilerine kurs düzenliyor. X-ray, MR görüntüleme ve diğer araçların dünyasında, tuvalden hastalık teşhisi, öğrencileri tam önlerinde duranın ne olduğuna dikkat etmeleri konusunda zorluyor.

Cerrah Hutan Ashrafian ve pediatrik nörolog Marc Patterson iki ünlü tablodan yola çıkarak resimlerdeki modellerin medikal durumlarını tanımladı.

Sanatçılar en iyi anatomi öğrencilerindendir. Leonardo Da Vinci’nin Vitruvius Adamı, Albrecht Durer’in Dua Eden Eller veya Michelangelo’nun çok sayıda anatomi taslakları gibi detay içeren klasikler akla gelen ilk örneklerdendir. Aslında pek çok resim ustasının anatomik detayları çok iyidir ki, bundan yola çıkarak bazı doktorlar “tuval teşhisi” olarak bilinen hobiyle uğraşırlar ve resimlerdeki modellerin sıkıntı veren medikal durumlarını tanımlarlar.

Discovery News’ten Rosella Lorenzi’nin haberine göre; Imperial College London’da cerrah olan Hutan Ashrafian, Clinical Rheumatology Dergisi’ndeki makalesinde, 18. yüzyıl İngiliz ressamlarından Joseph Wright of Derby tarafından 1768’de yapılan “Hava pompası içindeki bir kuş üzerinde bir deney” (An Experiment on a Bird in the Air Pump) adlı tablosundaki bir figürde, nadir bir cilt hastalığının tasvirini tanımlamış.

Vakumun özelliklerini göstermek için, içinde papağan olan fanusun haznesinden dışarı hava pompalayan bir bilim insanı ile onu izleyenlerin betimlendiği bu tablo Aydınlanma Dönemi’nin başyapıtlarından biri olarak değerlendiriliyor. Tabloda, bilim insanının sağ tarafında ayakta duran kişinin yüzünde ve ellerinde açıkça kötü görünümlü, pürtüklü döküntüler görülüyor.

Ashrafian, tabloya daha dikkatli bakıldığında, iki kızına sarılmış baba karakterinin, hem iskelet kaslarını, hem de cildi etkileyen bir eflamatuar hastalık olan dermatomiyozit ile bire bir uyuşan cilt döküntüsü olduğunun açıkça görüldüğünü vurguluyor. Baba’nın ellerindeki döküntüleri de Gottron papülleri (Gottron’s Papules) olarak bilinen hastalık belirtilerinden olarak yorumluyor. Ashrafian’ın değerlendirmesine göre Wright, bilim insanlarının dermatomiyoziti 1891’de tanımlamalarından uzun süre önce bu hastalığı kayıt altına almış oldu. Bir cerrah olan Ashrafian, hastalığın tasvirinin tabloda çok açık ve kesin olduğunu, portresi yapılan baba karakterinde de altta yatan hastalığın gerçek mevcudiyetinin yansıtılmış olması gerektiğini belirtiyor.

Bu ayın başlarında, Mayo Clinic’ten pediatrik nörolog Marc Patterson da resimden hastalık teşhis eden bir başka doktor oldu. Andrew Wyeth’in 1948 tarihli “Christina’nın Dünyası” (Christina’s World) adlı tablosunda, Patterson, resmin merkezindeki figürün sıkıntılı pozisyonuna neden olan hastalığa dikkat çekti.

Maine köyünden ressam Wyeth’in komşusu olan bu figür, yani Christina Olson, bilinmeyen bir hastalıktan muzdaripti ve yavaş yavaş yürüme becerisini kaybetti. O zamanlarda, bölge halkı kızın çocuk felci olduğuna inanıyordu, fakat ne yazık ki, kızın hastalığı ölümünden önce teşhis edilemedi.

Live Science’den Christopher Wanjek konuyla ilgili yazısında Olson’un 1893’te, çocuk felcinin Amerika’yı vurduğu büyük ölçekli salgından önce doğduğunu belirtiyor. Olson 3 yaşına geldiğinde, ayaklarının dış kenarında yürüyormuş. Yaşı ilerledikçe bacakları giderek güç kaybetmeye başlamış ve 20 yaşındayken bacaklarındaki hissi de kaybederek hareketsiz hale gelmiş. 50 yaşına geldiğinde ise, iddialara göre sobanın yanında uyuyakaldığında fark etmeden kendini yakmış.

Pediatrik nörolog olan Patterson, Wanjek’le görüşmesinde eldeki tüm verilerin çocuk felcine aykırı bir tablo çizdiğini söylüyor. Çocuk felci, Olson’daki deneyimin aksine, hastalığın başlangıcında çok kötü bir eğilim gösteriyor ve zaman geçtikçe ilerliyor. Bunun yerine Patterson, Olson’un dünya çapında 2.8 milyon kişide görülen, hem hareket hem de duyu sinirlerini etkileyen ve periferik sinirlerdeki kalıtsal bir hastalık olan Charcot-Marie-Tooth hastalığından muzdarip olduğuna inanıyor.

SADECE MODELLERE DEĞİL, SANATÇILARA DA TEŞHİS KONULUYOR

Bir bakıma eğlenceli detektiflik işi gibi görünen bu uğraş, aynı zamanda ciddi bir amaca hizmet ediyor. The Wall Street Journal’dan Amy Dockser Marcus’un haberine göre, Harvard ve Yale’in de dahil olduğu bazı tıp okulları, doktorların detaylar karşında dikkatlerini geliştirmelerine yardımcı olması için ünlü resimlerde teşhis edilen hastalıklar üzerinden öğrencilerine kurs düzenliyor. X-ray, MR görüntüleme ve diğer araçların dünyasında, tuvalden hastalık teşhisi, öğrencileri tam önlerinde duranın ne olduğuna dikkat etmeleri konusunda zorluyor.

Ressamlar sadece resimdeki modelin ızdırabını ya da hastalığını yakalayıp resme aksettirmiyor. Ressamın resim yapmasının yöntemi, aynı zamanda sanatçının rahatsızlığını ortaya çıkarabiliyor. Örneğin, Susana Martinez-Conde ve Stephen L. Macknik’in Scientific Amerikan’a verdikleri röportaja göre, oftalmolog Michael Marmor, Degas’ın resimlerindeki bozulan detaylara dayanarak ressamın görme merkezi bozukluğunu tanımladı. Benzer olarak nörologların Rembrandt van Rijn’e ait 36 otoportresi üzerinde yaptıkları incelemede ressamın gözlerinin anormal bir şekilde aralıklı olmasının muhtemel olduğu sonucuna vardılar. Aslında bu stereovizyon yoksunluğu 3D dünyayı 2D tuvale aktarması konusunda Rembrandt için bir avantaja dönüşmüş olabilir.

Monet de göz problemlerine sahipti, katarakttan muzdaripti. 1918’de uzun süre açık renklerle, aynı hassasiyetle resim yapamadığını, kırmızıların kendisine çamurlu gibi bulanık göründüğünü, pembelerin ise sönük kaldığını ve orta veya daha düşük tonların ise kendisini kaçırdığını söyleyerek kataraktın kendisini nasıl etkilediğini anlatmıştır.

Kaynak: http://www.smithsonianmag.com/ist/?next=/smart-news/doctor-will-frame-you-now-mds-diagnose-diseases-two-famous-paintings-180959227/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.