Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin Konumu

 

AB

1956 Nisan’ındaki Paskalya Başkaldırısının ardından gelen baskı döneminde İrlandalı gönüllüler IRA (Irish Republican Army, İrlanda Cumhuriyet Ordusu) çatısı altında örgütlenerek Britanyalılara karşı bir gerilla savaşına girdiler.

İngiliz Başbakanı David Lloyd George biri Kuzey İrlanda, diğeri Güney İrlanda için iki parlamento kurarak kontrolü elinde tutmaya çalıştı.

Ancak Katolik Güney İrlanda İngilizlere ödün vermeyi reddetti. Bunun üzerine İngiliz Başbakanı Lloyd George İrlandalı yurtseverlerle görüşme masasında barış yaptı. Anlaşma sonucunda Güney İrlanda uygulamada İrlanda Bağımsız Devleti adıyla bağımsızlığını kazandı (6 Aralık 192, İngiltere-İrlanda Anlaşması) Kuzey İrlanda ise Birleşik Krallık’a bağlı kaldı.

Fakat IRA’nın aşırı kanadı Eamon de Valera’nın öncülüğünde İrlanda’nın bir bölümünü bağımsız, bir bölümünü de yeniden İngiltere’ye bağlı kılan anlaşmayı kabul etmedi. Bunu, bu anlaşmayı destekleyenlerin ve anlaşmaya karşı olanların savaştıkları bir iç savaş izledi. Sonunda IRA, İrlanda’nın bölünmesine razı oldu. 1925’te gerçekleşen Bağımsız İrlanda ile Kuzey İrlanda arasındaki sınır belirleme görüşmelerinden sonuç çıkmadı. De Valera’nın Fianna Fail Partisi 1927’de Başbakan William Cosgrave’in hükümetine katıldı. 1932’de De Valera Başbakan oldu ve Birleşik Krallık karşıtı birtakım ekonomik önlemler aldı.

Kelt Kaplanı Mucizeler Diyarı İrlanda

1994’teki Uluslararası Yatırım Bankası Morgan Stanley raporunda İrlanda Celtic Tiger (Kelt Kaplanı) olarak ifade edildi ki bu isim gerek İrlanda’da gerekse diğer ülkelerde uzmanlar ve sosyal yorumcular tarafından benimsendi. Nüfusu 4 milyonu geçmeyen dünya ekonomisinin krizlerle sarsıldığı 1990’lı yılların ikinci yarısında ekonomik mucize yaratan ve Avrupa’nın dört yoksulundan biri olmaktan Kelt Kaplanlığına terfi eden İrlanda Cumhuriyeti’nin son 10 yılda yaşadıkları, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tartışılıyor. Her ne kadar İrlandalıların çoğu yaşananları basit formüllere indirgemenin

Mümkün olmadığını söyleseler de İrlanda deneyimi yabancı sermayeyi çekme yollarını arayan tüm gelişmekte olan ülkeler için ilham kaynağı olmaya aday görünüyor.

Avrupa Birliği Dönem Başkanı İrlanda

İrlanda, altı ay boyunca Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı yürüten İtalya’dan 1 Ocak 2004’de görevi devraldı. İrlanda, Dönem Başkanlığı süresince öncelikli olarak AB Anayasası müzakerelerinin başarıyla sürdürülmesi ve AB’nin genişlemesi üzerinde durdu. İrlanda Başbakanı Bertie Ahern, başkanlık görevini altı ay sürdürerek başkanlığını, 1 Temmuz’dan itibaren Hollanda’ya devretti.

Yabancı Sermaye Devrimi

İrlanda, 1973’te üyesi olduğu AB’den aldığı fonları özellikle 90’lı yıllarda çok iyi değerlendirerek ekonomik açıdan olağanüstü zenginleşti. Kişi başına düşen geliri bugün için yaklaşık 26 bin dolar. Son beş yılda kişi başına düşen gelir oranında AB içinde 9. Sıradan 2.sıraya yükselmiş. İşsizlik oranı yüzde 4.5’ten fazla değil. AB içinde en az işsizi olan ülkenin başında geliyor. Enflasyon oranı yüzde 2.5 seviyesinde. Ekonomisi 1999’da 9.8, 2000’de yüzde 11, 2001’de yüzde 6.8, 2002’de yüzde 3.6 ve 2003 yılında yüzde 5 büyüme gösterdi.

İrlanda ekonomisinin temel taşlarını yeni enformasyon iletişim teknolojileri ve turizm oluşturuyor. Toplam ekonomik faaliyetinin 3’te 2’si bu iki sektör üzerine kurulu. İrlanda, çektiği yabancı sermaye ve yatırımlarla da göze çarpan bir ülke. İrlanda’ya yönelik dış yatırımlar stok bazında AB’ye yönelik toplam dış yatırımın miktarı 26 milyar 177 milyon euro. Dış yatırımların başında finans ürünleri, ilaç, sağlık ve elektronik sektörleri geliyor.

Yabancı sermayeyi yurtiçine çekmeye çalışan Türkiye için İrlanda bir model olabilir mi?

Dünya ekonomisinin krizlerle sarsıldığı 1990’lı yılların ikinci yarısında ekonomik mucize yaratan ve Avrupa’nın dört yoksulundan biri olmaktan Kelt Kaplanlığına terfi eden İrlanda Cumhuriyeti’nin son 10 yılda yaşadıkları, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tartışıldı. Her ne kadar İrlandalıların çoğu yaşananları basit formüllerle indirgemenin mümkün olmadığını söyleseler de İrlanda deneyimi yabancı sermayeyi çekme yollarını arayan tüm gelişmekte olan ülkeler için ilham kaynağı olmaya aday görünüyor.

  1. AB üyesi ülkeden biri olan İrlanda Cumhuriyeti bugün kişi başına AB’nin Lüksemburg’dan sonraki en zengin ülkesi konumunda. ABD teknoloji devi Intel iki milyar dolarlık yatırımını 3.8 milyon nüfuslu 70 bin km2lik bu küçük ada ülkesine yapmakta tereddüt etmedi.

Yoktan Varoluşa

19.yy’da ve 20.yy’ın ilk yarısında İrlandalı göçmenler ABD’ye kitlesel olarak göç eder. İrlanda bir yandan İngiltere’ye karşı bağımsızlık mücadelesi verirken, diğer yandan bu küçük adada açlık ve kıtlık bitmiyordu. Ekonomisi o yıllarda tarıma dayalı olan İrlanda için hemen yanı başındaki Britanya Adası’nın zenginliğine ulaşmak hayal bile edilemezdi. İrlanda’yı 1990’lara kadar sadece İngiltere’yle değil, diğer gelişmiş Avrupa ülkeleriyle de kıyaslamak kimsenin haddi değildi.

İrlanda, 1973’te İngiltere ile birlikte o günkü adıyla AET’ye girerken aynı zamanda AET’nin en yoksul ülkesi sıfatını taşıyordu. 1980’li yılları ise İspanya, Portekiz ve Yunanistan ile birlikte Avrupa’nın dört yoksulundan biri olarak geçiyordu. 1980’lerin ortalarında İrlanda ekonomisi darboğaza girdiğinde ne İrlandalılar be de yabancılar çok değil, 15 yıl sonra bu ülkenin Kelt Kaplanı sıfatıyla ekonomik mucizeler yaratacağını tahmin edemiyordu.

Bugün Avrupa’da satılan bilgisayarların üçte biri İrlanda’da üretiliyor. 1980’den beri Avrupa’da yapılan Amerikan yatırımlarının yüzde 40’ı İrlanda’ya oldu. İrlanda’da yabancı sermayeli firmaların ciroları, toplam ekonominin yüzde 30’unu ve ihracatın yaklaşık yüzde 40’ı yine bu firmalar tarafından yapılıyor. Yabancı sermaye yatırımları açısından İrlanda’nın AB içinde bilgisayar programları yazılımı sektöründe yüzde 41, eczacılık-tıp teknolojilerinde yüzde 31, tüketici danışma hatları merkezlerinde yüzde 25, bilgi ve haberleşme teknolojilerinde yüzde 12 ve imalat sanayisinde yüzde 9 pay aldığını gösteriyor. Bir ekonomik mucize yaratan İrlanda’nın nasıl düzlüğe çıktığını Ankara Hilton Oteli’nde Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin konumu adı altında gerçekleşen konferansta John Bruton İrlanda mucizesini anlattı.

İrlanda için her şey çok zor oldu

“İrlanda çok büyük bir ekonomik çöküntü yaşadı. Çözümü uluslararası bankalardan borç para almakta buldu. Ancak bu çabalar sonuç vermedi. Büyük ekonomik krizlere girdik ve çöktük. Bu bizim için politik ve ekonomik hata oldu.

İrlanda, 1980’lerin önemli bir bölümünde çok büyük ekonomik sıkıntılar çekti. Bütçe açıkları, işsizlik oranları, ezici vergi yükü ve dışa göç oldukça yüksekti. 1980’lerin ortalarında girilen ekonomik durgunluk döneminde kamu sektörü borçlanma ihtiyacı GSMH’nin yüzde 13’üne, kamu borç stokunun da yüzde 130’una çıktı. Ekonomi, yüzde 20’lere varan enflasyon ve hızla düşen istihdam düzeyiyle dibe vurdu. IMF’nin İrlanda ekonomisine acı bir reçeteyle müdahale etmesi gündeme geldi. Bazı acı veren tedbirlerden sonra işler gittikçe tersine dönmeye başladı.

Bugün AB nüfusunun yüzde 1’ini oluşturan İrlanda toplam AB GSYİH’nin yüzde 1’ine sahiptir. Ancak İrlanda AB’ye gelen denizaşırı yabancı yatırımın önemli bir bölümünü çekmiştir. Tüm ABD elektronik yatırımın üçte biri ve ABD imalat sanayii yatırımının yüzde 10’u İrlanda’ya yaptırılmıştır.

İrlanda’ya yabancı yatırım gücü girdiğinden bu yana, toplam çalışma alanlarında örneğin hizmet sektöründe büyük artış oldu. Yabancı yatırımlar başlıca uygulanabilir, yeni projelerle kırsal alanı şekillendirdi.

Öte yandan, yabancı yatırımların psikolojik etkisi, yenilikleri ve beklenti davranışlarını yükselterek insanların psikolojilerini etkiledi. İrlanda modelinde büyümeyi başlatan temel olaylar; 1958’de tarımsal ekonomideki içedönük korumacı ve tarifeli programları dış ticarete açık ve teşvik edici programlara dönüştürme kararı; 1965’te İngiltere ile Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşmalarını imzalaması; 1969’da Endüstriyel Kalkınma Ajansı’nın kurulması ve 1973’te Avrupa Ekonomik Birliği’ne katılmasıdır. Bunların yanı sıra 1960 ve 1970’li yıllarda eğitimde çok önemli reformlar yapmıştır.

İnsana ve eğitime yatırım. Biz 1960’lara kadar eğitimi ihmal ettik. Birçok insan başka ülkelere göç etti ve iyi koşullarla gidemediler. Çünkü vasıfsızdılar. 60’larda bu durumun farkına varıp eğitime ve insana çok yatırım yapmaya başladık. Bundan sonra da göç edenler oldu ama bunlar yetenekleri, eğitimleri ve kültürleriyle güçlü olarak gittiler. Böylece iyi işlere sahip oldular. 90’larda İrlanda ekonomik olarak sıçrama yaptığında bu insanların bir kısmı geri döndü, üstelik daha zengin ve güçlü olarak. İrlanda artık AB pazarına girmek isteyen ABD sermayesi için bir sıçrama tahtasıydı. Üretimlerinin neredeyse tamamını Kıta Avrupası, İngiltere ve Kuzey Amerika’ya yapan ABD’li firmalar için bu son derece anlaşılabilir bir tercihti. Atlantik Okyanusu kıyısında ve Avrupa’nın kuzeybatısındaki bu ülke stratejik açıdan ABD’li firmalar için büyük önem taşıyordu. Ayrıca İrlanda kökenli Amerikalı zenginler için anavatana yatırım yapmanın manevi bir önemi vardı.”

AB’ye üyelikle İrlanda’nın ekonomik mucize yarattığını ifade eden Bruton, Türkiye’nin de çok hızlı geliştiğini ve AB’yi hak ettiğini söyledi.

“1973’te AB’ye dahil olunca çok büyük bir pazara girdik. Bu pazarın parçası olmak bir avantaj. 1991-2002 yılında büyüme yüzde 7.6 oldu. 1980’lerde 120 olan bütçe açığı şimdi yüzde 30 düzeyine düştü. İşsizlik yüzde 16’dan yüzde 4’e indi. İrlanda’dan gelişmiş ülkelere çok göç oluyordu. 1990’larda bunu geri çevirdik. Devlet memurlarını siyasetten uzaklaştırdık. Yabancı yatırımlarda kontrolü kaldırdık.”

AB’ye girince İrlanda’nın aldığı fonları eğitime ayırdığına dikkat çeken Bruton, Türkiye’nin bu konuya önem vermesi gerektiğini bildirdi.

“Biz AB’den aldığımız parayı eğitime ve teknolojiye yatırdık. Diğer ülkeler gibi örneğin; Yunanistan AB’ye üye olduğunda büyük paralar aldı. Ancak onlar bu kaynağın önemli bir kısmını yol ve otoyol yapmak için kullandılar. İşte, bu iki ülkenin karşılaştırılması AB’ye üye olacak Türkiye için en iyi model. Çünkü fiziksel olarak eğitimin ne kadar önemli olduğu bir kez daha iyi anlaşılıyor.”

İrlanda’nın AB sürecinde İngiltere ile ilişkilerini düzelttiğine dikkat çeken Bruton, bu durumu Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin düzelmesine benzetti.

AB, İrlanda’ya ekonomik altyapı dışında ne sağladı?

“En önemli noktalardan bir diğeri ise; AB, İrlanda’da disiplin sağladı. Bu disiplin çerçevesinde politikacıların ülke için neler yapabilecekleri daha doğru anlaşılmaya başlandı.”

Türkiye’de modernleşme ne durumda?

“Avrupa’da Türkiye yeterince tanınmıyor. İlk olarak Türkiye’nin, laik bir ülke olduğunun anlaşılması gerekiyor. İrlandalıların çok azı Türkiye hakkında bilgi sahibi. Türkiye ile ilgili bilginin mutlaka verilmesi gerekir. Tanıtım ve iletişim çok önemli. Türkiye’nin yaptığı işlerin sunuşu çok önemli. Türkiye yaptıklarını öyle sunmalı ki AB bunu kabul etmeli.”

Bruton, müzakerelerle ilgili 3 önemli konuyu AB normları ile uyum, müzakere süreci ve iletişim olarak sıralıyor.

17 Aralık’taki Türkiye ile müzakerenin ne zaman başlayacağı kararını verecek olanların Avrupa’daki seçilmiş siyasiler olduğunu anlatan Bruton, şu anki siyasetçilerin bir sonraki seçimde veya referandumda başarılı olmaları gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin buna göre karar vermesi gerektiğine dikkat çeken Bruton, Türkiye’de de AB’ye üyelik konusunda sadece elit kesimin, iş çevrelerinin değil, ülkenin tümünün ne düşündüğünün önemli olduğunu söyledi.

“Diyalog zemini oluşmalı. Avrupa’da bazı ülkelerde Müslüman ülkelere karşı önyargı var. Avrupalıların Müslüman dünyasına karşı daha hoşgörülü olması lazım. Avrupa tavrını değiştirmeli. İnsanların farklı dinlerinin olabileceğini kabul etmeli. Bir tolerans ve diyalog zemini oluşturulmalı. Belirli standartlarda ısrar etmek yerine, toleranslı olmalı. Türkiye AB’nin, AB Türkiye’nin tarihini öğrenmeli. 10 yıl sonra AB Türkiye’ye ihtiyaç duyacak. Türkiye’nin tek yapması gereken sabırlı olmak.”

Refahı barış getiriyor

AB’nin siyasi bir proje olduğuna dikkat çeken Bruton barışı sağlama yolu ile refahı getirmeyi amaçladıklarını ve sadece bir ticaret alanı olmadıklarını söyledi.

“AB Avrupa’da bir barış yapısı sağladı. Geri dönülemez bir entegrasyon yaşandı. Ülkeler ekonomik açıdan o kadar bağımlı hale geliyor ki dağılması mümkün değil.”

Üyeliğimiz Fransa tarafından engellendi

“AB’ye girmek için 1960’ta başlayan sürecimiz, Fransa tarafından bloke edildi. 12 yıl kadar çok uzun bir bekleme süreci geçirdik. Bu süreci AB’ye girmek için gereken kriterler üzerinde çalışarak geçirdik. Ekonomimiz gelişti, sürecin sonunda İrlanda, kendini güçlü bir ülke olarak buldu. Aynı şeyin Türkiye’nin de başına geleceğini düşünüyorum.”

Türk ekonomisi büyüyor

“Türkiye Gümrük Birliği’ne üye olduğu için dünyanın en büyük ekonomilerinden olan Avrupa ile zaten şu anda yatırım bazlı ilişkiler içerisinde. Türk ekonomisi bu yıl olduğu gibi büyümeye devam ederse son döneme gelindiğinde zaten ekonomik olarak çok iyi durumda olacak. Buna kriterlere uyma eklenince, gelişme çok daha da canlanmasına, normlara uygun hale gelmesine, hukukun daha sağlamlaşmasına, daha güvenilir hale gelmesine çalışmak. Bu süreci böyle geçirdik, sizin de böyle geçireceğinizi umut ediyorum.”

İrlanda’nın yatırım politikasında önemli hususlar ise şunlar:

İş alanlarını ihtiyaç doğrultusunda çok iyi tanımak gerekiyor. Kurumlar vergisinde tek oran uygulaması. Ortak vergilendirme oranları gelecek 15 yıl için yüzde 12’de tutuldu. AB’ye üyelikle beraber, dünyanın en büyük Pazar ekonomisine girildi. Ticari Birliklerle karşılaştırılmalı olarak sosyal ortaklık kuruldu. Haberleşme sektörünün hızla serbestleşmesi İleri teknolojiyi özümsemiş üniversite mezunları ve teknisyenlerin sağlanması ve bu alanda AR-GE ve eğitim imkanlarının iyileştirilmesi için ilave kaynak tahsis edilmesi.

Yabancı yatırımcıyı İrlanda’ya çeken nedir?

Bruton, yabancı yatırımı İrlanda’ya çekerken faktörleri şöyle sıralıyor:

  1. 1990’larda bazı dış etkenler olumlu rol oynamıştır. Bunların en önemlileri ABD ekonomisindeki patlama ve bilgi teknolojisi ile ilgili sektörlerin çok hızlı bir şekilde gelişmesidir.
  2. Avrupa Tek Pazarı’nın Avrupa’ya yatırım için uyarı etkisi.
  3. 1980’lerden bu yana tahsis edilen tutarlı bir politik ortam. Bunun içinde, sosyal katılımcılar arasındaki uyum ve çeşitli hükümet kurumları ile ticari devlet kurumları arasındaki güçlendirilmiş işbirliği sayılabilir.
  4. Genç ve iyi eğitimli insan arzı ve uygun bir demografik yapı. Bu becerikli işgücünün mevcudiyeti daha önceki yıllarda eğitime yapılan önemli bir yatırımın ürünüdür. Örneğin; İrlanda’da eğitim harcamaları GSYİH’nin yüzde 5.5’ine eşittir. OECDD ortalaması ise yüzde 4.9’dur. Son on yıl içinde yüksek eğitimdeki öğrenci sayısı yüzde 80 artmıştır.
  5. Yeni sanayi sektörlerini tanımlama ve meydana çıkartma yeteneği. Bu yeni sektörler için 1980’lerde yazılım sektörünü ve 1999’da e-iş sektörlerini sayabiliriz. Düşük kurumlar vergisi ve bağış şeklindeki teşvikler de yeni iş sahalarının açılmasında rol oynamıştır.
  6. Özellikle AB içinde rekabetçi ülkelerin sayısı sınırlıydı.
  7. İrlanda’nın Euro bölgesi içinde İngilizce konuşan tek ülke olması, son zamanlarda ayrıca bir avantaj olmuştur.

Yabancı yatırımın İrlanda ekonomisine katkısı ne olmuştur?

Bruton, yabancı yatırımın hangi alanlarda önemli katkısı olduğuna şu şekilde açıklık getiriyor:

  1. Verimlilikte önemli bir patlama ve ihracat yoluyla ekonomik büyümeye kuvvetli bir katkı.

“İrlanda’nın ekonomik büyümesinin yarısı ihracattan kaynaklanmaktadır. İrlanda şu anda dünyanın en büyük ikinci ticari mal ihracatçısı durumunda olup sanayi üretiminin yüzde 85’ini ihraç etmektedir. İrlanda ihracatı 2001 yılında 2000 yılına göre yüzde 10 artarak 92.5 milyar euroya ulaşmıştır. İrlanda ticaret fazlası da geçen yıla göre yüzde 26 artarak 2001 yılında 35.3 milyar euroyu bulmuştur.

  1. Dış yatırım yeni teknolojinin ihtisaslaşmasının, uzmanlığın kritik bir kaynağı olmakta ve İrlanda girişimcileri için bir yetişme ortamı yaratmaktadır.
  2. Yabancı yatırım, iş dostu altyapısı, yasal değişiklik ve işadamlarının uluslararası iyi uygulamaları benimsemesi açısından sürükleyici bir unsur olmuş ve tüm bunlar genel ekonomiye fayda sağlamıştır.

İrlanda ekonomisinin son yıllardaki başarısı aşağıdaki nedenlere dayanır

  1. Kuvvetli, açık ve serbest bir Pazar ekonomisinin yaratılmasına destek olan, vergileme alanı dahil, pragmatik ve yenileştirici hükümet politikaları.
  2. Genç ve oldukça eğitimli işgücü.
  3. Ekonominin maliyet rekabetçiliği oldukça destekleyen rekabetçi ücret seviyelerinin de yer aldığı uyumlu bir sosyal katılımcılık yaklaşımı.
  4. İrlanda’nın tek Avrupa pazarına ve Avrupa Birliği’ne üyeliği.
  5. Önemli derecede yabancı yatırımın gelişi.
  6. Yatırımı ve dış ticareti destekleyen bir yasal çerçeve.
  7. Tutarlı bir uluslararası ticaret ortamı.

Türkiye- İrlanda İlişkileri

Türkiye- İrlanda İlişkileri her alanda gelişmektedir. Dublin Büyükelçiliğimiz 1973 yılında açılmıştır. Ankara’daki İrlanda Büyükelçiliği’nin 1998 yılı sonunda açılmasında, AB ile gelişmekte olan ilişkilerimizin ve siyasi, ekonomik ve turizm alanlarında giderek sıkılaşmakta olan ikili işbirliğimizin etken olduğunu söylemek mümkündür. Türkiye- İrlanda ikili ticaret ilişkileri 1993-2000 yılları arasında yaklaşık dört katı artış göstererek 400 milyon ABD dolarına ulaşmıştır.

Bruton’dan Türkiye’ye AB Tavsiyesi: Oturup kaderinizi beklemeyin.

ABD’deki görevine başlamadan önce Türkiye’de bir konferans gerçekleştiren Bruton, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine dair sıcak mesajlar verdi. Konferansta ele alınan en önemli konu şüphesiz Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin hangi noktada olduğu ve bundan sonra da Türkiye’nin nelerle karşılaşacağı?

Bruton, yakın bir gelecekte Türkiye’yi de Avrupa Birliği üyesi olarak yanlarında görmek istediklerini ancak Türkiye’nin önündeki aşamaları geçerken zorlu mücadelelere maruz kalacağını belirtti.

Konferasın ardından John Bruton ile bir  bu röportaj gerçekleştirdim. Bruton, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini değerlendirdi.

N.Ş: Avrupa Konvansiyonu üyesi ve önümüzdeki günlerde yeni göreviniz Avrupa Komisyonu’nun ABD Temsilciliği görevine başlayacağınız biliniyor. Bu yeni görevde Bruton hangi projeleri ve çalışmaları gündeme taşıyacak?

J.B: 1950’den beri Avrupa Birliği’nin, ABD’de bir Büyükelçiliği vardı. Avrupa ve Amerika arasında bilindiği gibi önemli bir ticari ilişki söz konusu. Bu ticari ilişki, Atlantik’in her iki tarafında gerçekleşiyor. Ticaretini düzenlemek ve geliştirmek adına AB böyle bir Büyükelçilik koydu. Buralara da bu işi ciddi ve bilinçli olarak yapabilecek kişileri atıyorlar. Avrupa ve Amerika’nın ticareti bu anlamda önemli bir yer tutuyor.

N.Ş: Türkiye, AB’ye üye olma aşamasında en ciddi sorunu Fransa ile yaşıyor. Sizce Türkiye Fransa’yı nasıl yumuşatabilir ya da izleyeceği politika ne olmalıdır?

J.B: Tabii ki Fransa halkı içinde Türkiye’nin AB’ye girmesine taraftar olmayan kimseler vardır. Ancak Fransa hükümeti girmesinden yana. Türkiye için en önemlisi şu aşamada referandum değil, bu süreci nasıl atlatacağı daha etkin bir rol oynamaktır.

N.Ş: 6 Ekim 2004’de açıklanan Türkiye’nin ilerle raporunda serbest dolaşım hakkı adı altında Türklerin Avrupa’daki iş alanlarını kısıtlayan bir madde yer alıyor. Türkiye, AB’ye kabul edilirse bu madde de otomatik olarak kabul edilmiş olacak. Acaba bu aşamada Türkiye’ye bir çifte standart uygulaması mı söz konusu?

J.B: Benim anladığım kadarıyla bu raporda sadece olabilir mi şartı var. Dolayısıyla olacak diye herhangi bir şey henüz kesinleşmemiş. Tabii ki AB ana maddelerinden biri kişinin mal varlıklarını yaşadığı ülkeler arasında dolaştırmak. Bu maddeye köstek olunabileceğini sanmıyorum. Diğer aday ülkeler için de bu geçerli.

N.Ş: Konferans sırasında İrlanda’nın kendisini geliştirmek adına çok güzel bir örnekte bulundunuz. İrlanda, ekonomi bazında zengin ülkeler arasına girmeyi başardı. Bu değişime istinaden fonlardan bahsettiniz. İrlanda’ya temin edilen bu fonlar sizler tarafından eğitime ve insana yatırım olarak kullanıldı. Ama diğer taraftan Yunanistan bu fonları fiziki olarak yollarına, otobüslerine kullandı. Siz neden eğitime harcadınız?

J.B: İrlanda’da 1922’den 1960’a kadar eğitim hep ihmal edildi. Ve dolayısıyla göçler başladı. Yetenekleri olmayan aynı zamanda da iyi işlerde çalışmayan insan grupları oluştu. İrlanda halkı geniş gruplar içerisinde yaşamasına rağmen fazla paralar da kazanamadılar ve sonuç olarak İrlanda’ya geri döndüler. Biz bu konuda 1960-1990’lardan sonra da İrlanda ekonomisinin düzelmeye başladığını gözlemledik. Sonuçta insana ve eğitime yaptığımız her yatırım bizlere ve ülkesine faydalı olabilecek şekilde meyvelerini vermeye başladı. Kişi ülkesine dönmese de bir şekilde ülkesine yine de faydası dokunmaya başlıyor. Diğer taraftan Dublin’in inanılmaz bir trafiği vardır. İzleyicilerimizin ve okuyucularınızın yolu düşerse göreceklerdir. Birçok güzel yolumuz olup boş kalacağına insana ve eğitime yatırım yapmayı daha uygun gördük. Ve bunun neticesini de gördük.

N.Ş: 17 Aralık Türkiye için önemli bir tarih. İrlanda’nın da AB’ye üye olması 12 senesine mal oldu. Türkiye’yi de uzun bir maraton bekliyor. Bu zaman içerisinde neler yaşanabilir ve kriterleri neler olacaktır?

J.B: 1960’dan bu yana bizim sürecimiz başladı. Özellikle Fransa’nın engel olmaya başlaması bizlerin tanık olduğu bir görüntüydü. Ama oturup kaderimizi beklemedik. İlişkilerimizi geliştirdik. Ve kriterleri belirledik. Aynı şeyler Türkiye’nin de başına gelecektir. Kriterlerinizle uğraşırken de aslında farkında olmadan kendinizi geliştirmiş olduğunuzu gözlemleyeceksiniz. Mutlaka ülkelerarası ilişkilerinizi canlı ve yapıcı tutmaya çalışmalısınız. Ben Türkiye’nin AB’ye gireceğine inanıyor ve de destekliyorum.

John Bruton Kimdir?

John Bruton, Sosyalist Eşitlik Partisi’ne mensup bir sivil haklar avukatı. ABD’de Los Angeles bölgesinde demokratik hakların savunucu olarak uzun ve seçkin bir geçmişe sahip. John Bruton 18 Mayıs 1947’de İrlanda’nın Meath kentinde doğmuştur. 1994-1997 yılları arasında İrlanda Cumhuriyeti’nde Fine Gael Partisinin Genel Başkanı olarak İrlanda’nın 9. Başbakanın olarak görev yapmıştır. 1969’da Ekonomi Bakanı, 1981-1982 & 1986-1987’de Endüstri ve Enerji Bakanı, 1982-1983’de Ticaret ve Turizm Bakanı olarak görev yapar. 1990’da da Fine Gael Partisinin Genel Başkanı olur.

Bruton, İrlanda mucizesi olarak adlandırılan İrlanda ekonomisinin nasıl yükseldiğini ve Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda ne yapması gerektiğine dair önemli mesajlar veriyor.

Bu çalışma, İrlanda gibi yoktan var olan bir ülkenin hikayesini anlatıyor. İrlanda, Türkiye gibi ekonomik sorunlarla boğuşan gelişmekte olan ülkeler için örnek bir model. İrlanda modeline bakan Türkiye gibi ülkeler artık 10 yıl sonrası için hayal kurabiliyor. Türk basınında sık sık İrlanda mucizesine göndermeler yapan yazı ve yorumlara rastlanmasının bunun kanıtı. Ama İrlanda’yı anlamak için bugününe bakmadan önce yaşadığı tarihsel evrime göz atmak, Türkiye gibi ülkeler için İrlanda deneyiminin neden önemli olduğunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacak .

John Bruton’un Eğitim ve Siyasi Hayatı

John Bruton, Clongowes Wood adında özel bir Katolik okulundan mezundur. Ardından üniversite eğitimini University Colloge Dublin’de alır. Bruton, muhafazakar Demokrat bir partiden gelmektedir. İrlanda Parlamentosu’nda Hristiyan Sosyal Demokratları temsil etmiştir. 2001’de Genel Başkanı olduğu Fine Gael Partisindeki görevinden çekilen Bruton, görevinden ayrıldıktan sonra bile yeni yönetime desteğinin süreceğini belirtti. 2001’de yapılan seçimle birlikte şu anki İrlanda Başbakanı Bertie Ahern’dir.

John Bruton İrlanda siyasetinde çok güvenilir bir politikacıdır. Bruton, İrlanda ekonomisinin kalkınmasında çok büyük bir rol oynamış önemli bir isimdir. Ekonomik anlamda çok sıra dışı başarıları olduğu söyleniyor. Bruton’un kardeşi Richard Bruton da Fine Gael Partisinde milletvekilliği yapmıştır. Bruton, Avrupa’daki ırk ayrımcılığını ortadan kaldırmak isteyenlerin en başında gelmektedir. Bu ayrımcılığı kaldırmak isteyenlerin de en büyük destekçisidir. Bruton, ülke içinde ve dışında birçok üniversitede dersler vermektedir. Son olarak Dublin City Üniversite’sinde öğretim görevlisi olmuştur.

İzinsiz kullanılamaz.

TBMM Online Kütüphane arşivi

https://kutuphane.tbmm.gov.tr/cgi-bin/koha/opac-detail.pl?bib=290835

2 thoughts on “Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin Konumu

    Gunes

    (31/10/2015 - 22:07)

    Merhaba, paylaşmış olduğunuz, John Bruton’un ‘Sosyalist Eşitlik Partisi’ üyesi olduğu bilgisi yanlış. Bunu hem wikipedia’dan https://en.wikipedia.org/wiki/John_Bruton hem de Sosyalist Eşitlik Partilerinin internet yayını olan wsws.org’dan görebilirsiniz. Sosyalist Eşitlik Partileri, dünya çapında sosyalist bir toplum kurmak için mücadele eden partilerdir.

      nazli1

      (02/11/2015 - 13:25)

      Teşekkür ederim. Revize ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.